SENEDE BİR GÜN KADIN YA SONRA?

Kategori: Yazar - Yorum Yazın

Televizyon ekranlarında kadın tiplerine baktığımızda;

– Ya koca arayan- ya koca bulan,

– Ya yemek tarifi veren- ya yemek yiyen,

– Ya puan veren- ya puan alan,

– Ya tahrik eden, ya tahrik olan,

– Ya kumarda kaybeden, ya aşkta kazanan,

– Ya şımarık duygusuz zengin, ya erkek gibi davranan duygulu fakir,

– Ya hizmetçi, ya abartılı makyaj ile pavyonda şarkıcı,

– Ya hafif, ya önemsiz,

Güzel ama aptal,  zeki, ama eğitimsiz kadın karakterleri … Yani, kadının beyaz perde de en etkileyici biçimde görünen yüzü sosyal yaşamda kaderi olmuştur.

Hiç düşündük mü filimlerde aşkta kazanan fakir ama güzel pedikürcü kız, sosyal yaşamın neresindeydi acaba?

Gerçek yaşamdaki pedikürcü kızla, filimdeki pedikürcü kız arasındaki fark neydi?

Gerçek hayattaki her şey tıpkı filimlerdeki gibi rastlantısal mıydı?

Bu durumda hangisinin daha şanslı, daha mutlu ve daha gerçek olduğu belirsiz olmuyor muydu?

Garip olan, filimlerdeki pedikürcü kızın yaşam tarzının toplumun çoğunluğu tarafından hayal ediliyor olmasıdır. Çünkü kadınlar değer kaybını iliklerine kadar hissederken; popüler kültür, diziler ve medya, bu yaşam tarzını topluma dayatmaya devam ediyor. `Sevgi’ kadına yakıştırılmıştır, `Saygı’ ise erkeğe. Burada da duyguların daha baştan paylaştırılmasını görmüyor muyuz?

Kitaplara cennet “ana”ların ayağı altındadır ama pratikte “kadın” erkeği baştan çıkaran bir şeytandır. Yani, evin içinde boynu bükük erkeğe muhtaç dolaşan, karnında sıpası, sırtında sopası eksik olmayan; ya da doyumsuz bir tüketici, diplomalı ama eğitimsiz, güzel ama fakir, varlıklı ama kültürsüz, her şeye sahip ama mutsuz bir karaktere dönüşüyor.

Davranışlarımız dünyayı, çevremizdekileri ve kendimizi nasıl algıladığımızla ilgilidir. Bu nedenle tıpkı, daha önce toplumda yaratılan ayakkabısının tabanı  delik, buzlu cam gözlüğü ile sadece kopya çektirmemeye çalışan tek derdi geçim olan “öğretmen”, çürük dişleri ve kirli sakalı ile kadınların göbeğine muska yazıp yağmur duası okuyan “sahtekar imam” algısı  gibi, bu görüntüsü ile toplumda yaratılan

– Dedikoducu

– Hafifmeşrep

– Kıskanç

-Yalancı

– İhtiraslı

– Aç gözlü

– İki yüzlü

–  Koca parası yiyen kadın algısı; kadının onuru ve insan hakları ve toplum sağlığı için görünmez olmalıdır.

Toplumda herşey erkeği “üstün yaratıklar” kılar. Herşey erkeklerin çevresinde döner, döndürülür. Kadın tecavüze bile uğrasa, sonuçta suçlu kendisidir, çünkü “erkeği tahrik etmiştir”1.

Bu olayların bize göstermesi gereken en önemli gerçek, alınan hukuki ve güvenlik tedbirlerinin, içinde yaşadığımız düzenin yozlaştırıcı etkisine yetmediğidir.

”Tıp, kaderi ölmemek olan insanı iyileştirir.”Atasözü

Fanatik ölçüde dar ve yoldan çıkmış algısının zemin hazırladığı “kadın cinayeti, çocuk evliliği, cinsel taciz veya boşanma”  gibi psiko sosyal sorunların azalması için,

Kirlenmiş ve kirletilmiş olmamak için,

Tecavüzle çalınan bekâretin yarattığı namus boşluğunu doldurmak adına “zamanla seversin” diye tecavüzcüsüyle evlendirilen çaresiz kadınların olmaması için,

Yüzündeki darp izini makyajla gizleyen kadınlar olmaması için,

Kıskançlık, namus ve töre cinayetine kurban gitmemek için,

Erkeğin bir metre arkasından yürümemek için,

Bie erkeğe bağlı kalmanın hep kadınlara düşmemesi için,

Cinselliği, kadınları tutsak eden bir araç olmaktan çıkarmak için,

Tanıklarla, kanıtlarla mahkeme salonunda dolaşmamak için,

Feminizm, erkekler gibi olmak isteyen bir avuç öfkeli kadın anlamına gelmemesi için,

Kadın kimliği üzerinden (karı gibi konuşma, kadın gibi kırıtma, kadın gibi sakız çiğneme, karı gibi giyinme ..vb) yakıştırmalarla cinsiyet ayrımcılığına zemin oluşmaması için,

Yoksulluk ile yoksunluk arasında sıkışık kalmamak için,

Kadınların ezilip horlanmaması, aşağılanmaması ve ötekileştirmemesi için,

Ürpermemesi, titrememesi, korkudan terlememesi için,

Verilmiş  fakat sahip çıkılmamış hakları için kadın:

– Başı dik, ayakları yere basan, özgüveni yüksek olmalıdır.

– Bilim dünyasında aydınlatmacı olarak daha çok üretmelidir.

– Spor alanlarında zeka, yetenek ve becerisini göstermelidir.

– İş hayatında daha çok girişimci ve lider olmalıdır.

Toplumsal üretime katkısağlamalıdır.

– Siyasette problem çözücü, aydın ve entelektüel bir kimliğe sahip olarak yer almalıdır.

– Topluma aydın, laik ve demokrat biri olarak rol model olmalıdır.

– Bu topluma ilkeli, prensipli ve inançlı aydın kadınlar yol gösterici olmalıdır.

Kadın erkek eşitsizliğinde sorun kadının erkekle olan çelişkisi değil, insanın insanla olan çıkara dayalı çelişkisidir. Bu toplumda sosyal adalet, huzur ve güven ortamının sağlanması, kadını toplumdan soyutlayıcı ayrımcılığın önlenmesi, zihinlerin kirlenmemesi isteniyorsa; düşünen, tartışan, araştıran kadınlar konuşmalıdır. 

Anlatılması zor anlaşılması kolay olan sevgi bağının en kuvvetlisi ana ile çocuk arasında olur. Nefsi bitene kadar değil, nefesi bitene kadar sevmek “ana” ile olur. Bu toplumda sevgi tohumunun ekilmesi isteniyorsa okullarda beyni, benliği ve ruhu bağımsız kadınlar yetiştirilmelidir. Aile içinde güçlü bir kadın karakterlerinin, büyük eğitsel değeri vardır. Böyle davranışlar kadınlarin otoritesini güçlendirir, özgüveni artırır.

Erkeğe hizmet, kadının mutlak kaderi ve görevi olmamalıdır.

Toplumda vicdan ağını örecek kadın, aşağılandığını hissetmemeli, doğurduğundan gelecek insaniyeti beklememelidir.

8 Mart gücünün yetmediği toplumsal bir düzene karşı yürekleri rahatlatan bir gün olmamalı, Nazım Hikmet’in dediği gibi“Yürekli bir kadının başı yüreksiz bir erkeğin omuzuna ağır gelmelidir.”

 

Kaynak: 1-Bursalı, O. ( 2008 ), Türban Kadın Sorunu mu Erkek Sorunu mu?, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul.

mail: rcengiz1965@gmail.com


Bu Yazıyı Paylaş! Google+! Pinterest!