EZELİ REKABET ALGISI

Kategori: Yazar - Yorum Yazın

Türk futbolunda rekabet hep rakibinin elindekini almak, engellemek, oynatmamak, başarılarını karalamak, küçümsemek, yok saymak  üzerine kuruluyor.

Maalesef, rekabet algısı:

Rakibinin başarısız olmasını, kendi başarısı olarak kabul ediyor,

Rakiplerini sadece sportif anlamda değil, sosyo kültürel anlamda da bir engel olarak görüyor,

Transferde biri kendi ihtiyacı olanı değil, diğerinin istediğini almaya çalışıyor,

Biri üzülürken, diğeri gülüyor,

Kendi maçının hakemine değil, rakibinin hakem kararlarını eleştiriyor,

Kendisine verilen cezayı aşağı çekmeye çalışacağına, rakibine verilen cezayı yukarı çekmeye çalışıyor,

Kendi kaybettiğinde üzülmez, rakibi kaybetmişse seviniyor,

Kendi takımının şampiyonluğu kaybetmesini sorgulamayıp, rakibinin şampiyonluğunu sorguluyor.

Uluslar arası müsabakalarda bile, kazanmasın diye yabancı ülke takımını destekliyor.

Rakibinin elenmesinden mutlu olması “Düşmanımın düşmanı, benim dostum” sözünün bir başka versiyonu olsa gerek.

Kendi takımınının güçlü yönlerini değil, rakiplerinin zayıf yönleri yazıyor.

Rakibine gol atmayan futbolcuyu, gerçek ………..………’li olarak kabul etmiyor.

Ezeli rekabette tekme atmak, “erkekliğin şanındandır” anlayışı kabul görüyor.

Milli takımda oynayan rakip takım oyuncusu alkışlanmıyor; her hatasında ıslıklanıyor, yuhlanıyor veya protesto ediliyor.

Gol kralı ezeli rakibimizden olacağına başkası olsun istiyor, gerekirse onun için çalışıyor.

Bu durumda;

– Ezeli rekabet karşılaşmalarına tarihi bir mizyondan farklı bir anlam yükleniyor.

– Ezeli rakibini, bir tehdit olarak görüyor.

– Kazanmak için yer yol mübah anlayışı ağır basıyor.

-Söylemler fanatik taraftarları etkileme veya hoşnut etme düşüncesi üzerine kuruluyor.

– Olaylara, objektif bakılmıyor, çoğu zaman gerçekler görülmek istenmiyor.

– Kendi yanlışlarını, rakibinin hataları üzerinden gizlemeye çalışılıyor.

– Centilmenliği kendisi konuşuyor, rakibinin uygulamasını istiyor.

– Maç sonu konuşmaları geneli değil, özeli ele veriyor; futbolu değil, bireylerin içinde yaşadıklarını tanıtıyor… Bir anlamda jargonu belirliyor. Ve bu konuşmaları, düzensizlik ve şiddet izliyor.

Bu insanlar için “olan şey değil, algıladığın şey önemlidir.” Duygular doğal bir şekilde yaşanmadığı için sahip ol(a)madıkları şeyi rakiplerinde görmek, bu insanları yaralıyor. Bu işleyişi yaratan kültürsüzlük, kuralsızlık, saygısızlık vb. mekanizmalar karşımızdakini değil, kendi kendilerini aldatmaya dönüşüyor

Kendi düşünceleri ve düşünme şekillerinin farkında olmadıkları için rakiplerine karşı hoşgörülü ve saygılı olmakta zorlanıyorlar. Bu insanların beyni, onlar ne görmek istiyorlarsa, onu gösteriyor. Bu nedenle; sürekli çatışmacı, kavgacı, kıskanç, sinsi vb. özelliklere sahip bazı kişiler “zekası ile yönetici, bilgisi ile antrenör, yetenek ve becerisi ile futbolcu olabilir, ancak ruh bakımından değil.”

mail: rcengiz1965@gmail.com


Bu Yazıyı Paylaş! Google+! Pinterest!