YAŞASIN TÜRK FİTBOLU

Kategori: Yazar - Yorum Yazın

REMZİ YILMAZ

Yıllardır futbol izlerim.. Türkiye’de ne gasp edilen şampiyonluklar, ne hediye edilen kupalar gördüm. Spor Toto Süper Lig’in 32. haftası da benim için sadece onlardan biriydi. Ancak ufak tefek bazı farklarla.

Eskiden şampiyonluk bir takımdan alınıp diğerine hediye edilirken, bu işler çaktırmadan yapılmaya çalışılırdı. Son dönemlerde yapılanlar, göz göre göre, aleni bir şekilde oldu. Nitekim söz konusu kulübün başkanı da kendisi itiraf ediyor ve diyor ki, “Siz şampiyonluğun kendiliğinden, saha içindeki mücadeleyle otomatikman mı kazanıldığını düşünüyorsunuz? Şampiyonluk çalışarak, ilmek ilmek işlenerek kazanılıyor.”

Burada Sayın Başkanın anlatmak istediği şampiyonluğun teknik direktör tarafından kazanılmadığı, yönetim olarak yaptıkları çalışmalar sonucu bu noktaya geldikleri..

Buna pek yabancı değiliz aslında. Hatırlanacağı gibi, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım da Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz ile aynı amaçla olmasa da, kendi teknik direktörüne karşı bu ifadeleri kullanmış, Mustafa Denizli, Zico ve Ersun Yanal ile bu argümanı kullanarak yolları ayırmıştı. Gerçi Aziz Yıldırım, takımı şampiyon yapan hocalarla ‘siz değil ben yaptım’ diyerek yolları ayırırken, şampiyon olamayan teknik direktörleri de ‘Şampiyon olamadınız’ diye kovuyordu ama onun konumuzla alakası yok.

Galatasaray Başkanı şampiyonluğu sahada kazanılmadığını söylerken, yapılanların suç olduğunu bildiği için daha açık konuşursa ceza alabileceklerini belirtiyor.

Aslında onun bu kadar açık ve net bir şekilde açıklamasına ihtiyaç yok.. Bu millet neler döndüğünü net bir şekilde görüyor ve biliyor.

Burada önce ayağında kırık tespit edilen Emre Akbaba’ya geçmiş olsun dileklerimizi iletelim ve bir an önce sahalara dönmesini beklediğimizi belirtelim.

Emre Akbaba’nın transferinde yapılan usulsüzlüğün ortaya çıkmasından sonra Ali Dürüst, TFF yönetiminden istifa etmişti. Daha sonra kendisine verilen sözlerle geri dönmeye ikna edildi. O sözlerin ne olduğu da ligin ikinci yarısında ortaya konan hakem kararlarıyla açık ve net bir şekilde gözler önüne serildi.

Çevrilen dalaverelere yeni yapılanma içinde olan Fenerbahçe ve Trabzonspor’un çok fazla ses çıkarabilme ihtimali yoktu. Beşiktaş ise daha yeni üst üste iki şampiyonluğu kazandığı, dolayısıyla onun da ses çıkarma ihtimali olmadığına göre, o zaman meydan nasılsa boş.. Hadi elde avuçta ne varsa sürelim ortaya, yerlerse yerler, yemezlerse gargara yaparlar durumu sahnelendi.

Bu yılki dönen dolapların eskiden olanlardan tek farkı şu: Eskiden bu işler sadece saha içindeki orta hakem vasıtası ile sonuçlandırılırdı. Şimdi ise VAR diye bir sistem var. Kimileri hatayı(!) maçın hakemine, kimileri de VAR odasındaki hakeme yüklüyor, dolayısıyla şimşekler tek kişinin üzerinde yoğunlaşmıyor. Ayrıca biri vicdan yaparsa diğeri devreye giriyor ve sonuç alınması daha da garanti oluyor. Üstelik bu görevler bu sezon hakemliği noktalayacak kişilere verilerek, en fazla şampiyonluk kutlamaları bitene kadar konuşulur, sonra unutulur düşüncesi hayata geçiriliyor.

Ben Çaykur Rizespor maçındaki hakem kararlarına pek de şaşırmadım.. Ama benim şaşırdığım, aklı başında, dürüstlüğüne güvendiğim bazı futbol adamlarının (Gazeteci, yorumcu, yönetici vb.) konuşurken, kazanılan maçı, sanki bileğinin hakkıyla kazanmış gibi değerlendirmeleri. Tamam bu ve bundan önceki bazı maçlarda bazı puanlar hakem hataları(!) ile alınmış olmasına rağmen, TFF’nin şampiyonluk listesine sadece ‘Şampiyon’ olarak yazılacak ama bari daha o haksız düdüklerin sesi kulaklarımızda çınlarken, düzgün, hakkaniyetli yorum yapın… Çaykur Rizespor Başkanı Hasan Kartal’ın dediği gibi, ‘çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız, onlardan nasıl dürüst olmasını bekleyeceksiniz?’

Hafta içinde Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi yarı final maçlarını izledik. Avrupa’nın kulüpler bazındaki en büyük iki organizasyonunda, finale adını yazdıran takımların dördü de İngiliz. Üstelik, Liverpool Barcelona’yı, Tottenham ise Ajax’ı uzatma dakikalarında buldukları gollerle mucizevi bir şekilde eleyerek finale adlarını yazdırdılar. Biz de ekranlarımızın başında harika 3 futbol gecesi geçirdik..

Liverpool’un Barcelona’yı 4-0’la geçtiği maçın gollerini anlatan İngiliz spikerin mutluluğunu, goool diye haykırışını, sosyal medyada dolaşan videodan defalarca izledim ve spiker olmamama rağmen, benim ülkemin spikerleri adına resmen kıskandım.

Özellikle Çaykur Rizespor-Galatasaray maçını izledikten sonra, artık bizim spikerlerimizin böyle bir mutluluğu yaşama şanslarının olmadığını kabul ettim. Çünkü başarılar ve hatta mucizeler bile çalışarak, hak ederek elde edilir. Bizim ülkemizde kazanılan şampiyonluklardan sonra Avrupa’ya gittiğimizde bırakın mayısı, şubatı bile  görmek mümkün olmayabilir..

mail: r.yilmaz50@gmail.com


Bu Yazıyı Paylaş! Google+! Pinterest!