XS
SM
MD
LG
XL
{alanbaslik}
Türk Spor Ajansı
19.10.2020

SPORUMUZDAKİ YANLIŞLAR...


 

   Sporda başarı, düzenli,  titiz ve uzun vadeli bir çalışma sonunda mutlaka gelir. Ancak başarı için gerekli planlar, projeler ciddi olarak uygulanmaz, başarıya giden yolda yanlışlar yapılırsa ve bu yanlışlardan dönülmez ise hedeflenen, istenilen başarıya ulaşmak mümkün olamaz. Maalesef sporumuzda bana göre yanlışlar var. Bu yanlışlardan bazılarına baktığımızda, düzeltilmeleri halinde başarılı olacağımız kesindir.

** Görsel ve yazılı basın... Yazılı ve görsel basında, TV spor programlarında birçok spor yazarı, yorumcu, sporcu, kulüp yöneticileri ve spor adamları konuşmalarında, beyanatlarında müsabakalar öncesinde ve sonrasında "kazanmak için savaşacağız" ve  "kazanmak için savaştık" gibi çok yanlış konuşmalar yapmaktadırlar. Bunları gören fanatik taraftarlar da "ölmeye geldik" gibi çok anlamsız sloganlar atmakta ve bununla da önemliymiş gibi övünmektedirler. Spor bir savaş aracı değildir. Sporda "savaşmak " ifadesi olmamalıdır. Yazılarda, söylemlerde savaşmak değil "mücadele" omalıdır. Basınımızın ve de bazı sporcularımızın eğitimleri malum (!) Bu tür terimler maalesef yanlış değerlendirmelere ve sonuçlara sebep olmaktadır. Halbuki belli yerlerde bulunanlar konuşmalarına dikkat etmeli ve spor camiasına, seyircilere, taraftarlara örnek olmalıdırlar.

      Ayrıca özellikle TV spor programlarında spordan gelmiş bazı katılımcılar, saygılı, örnek ciddi konuşmalar yerine, kavga edercesine ve argo konuşmalarla sporculara, spor kamuoyuna ve taraftarlara kötü örnek olmaktadırlar. Geçmiş yıllarda TV spor programlarında, yazılı basında şiddeti teşvik, taraftarları birbirlerine düşüren yayınlar ve argo konuşmalar yoktu. İşte günümüzde yapılan bu tür yanlış yayınlar ve beyanatlar sonucunda İstanbul'da Beşiktaş, İzmir'de Karşıyaka – Göztepe maçlarında kavga eden taraftarlardan ölenler oldu. Eskiden müsabakalara eşleri, çocukları ile giden aileler ayrı ayrı takımları tutmuş olsalar da müsabakaları birlikte yana yana izlemekteydiler. Müsabaka sırasında sonrasında hiç bir kavga ve küfür olmadan dağılıyorlardı. O kadar ki; 16.Mayıs.1981 tarihinde İzmir Atatürk Stadyumu'nda oynanan ve Guinnes Rekorlar Kitabına giren dünyada 2.lig'de 22. derby olarak yer alan 80.000 seyircili futbol müsabakasında ezeli iki rakip takım taraftarları arasında hiçbir olay, kavga olmamış ve küfür edilmemiştir. Bu karşılaşma centilmence geçen bir futbol karşılaşması olarak tarihindeki yerini aldı. Peki ne oldu da günümüzde bu tür güzel karşılaşmaları göremiyoruz? Cevap belli; görsel ve yazılı basındaki yazarlar ve yorumcuların reyting uğruna yanlış konuşmaları, davranışları, tutumlarıdır ve de bazı yöneticilerin olumsuz beyanatlarıdır. Yanlış davranış ve tutumların düzelmesi de eğitim ve yasalarla mümkündür.

    ** Fair – Play....  Basında bazen, Spor Kamuoyunda “Sporu Yönetenlerin Spordan gelenler olmalıdır" gibi yazılar çıkmaktadır. Ve de bazı otoritelerin ifadelerine göre, "sporun içinden gelenlerin, sporda ter dökenlerin, ekipleri ile birlikte dertlerini bildikleri, yaşadıkları sporun başına geçmeleri gerekiyor. Doğru bir deyim. Ancak sporda dürüstlük vardır, Fair - Play vardır ama "doping" yoktur. Ne yazık ki günümüzde doping'den hüküm giymiş bazı eski sporcular sporumuzu yönetmektedirler. Bu doğru mudur, hayır doğru değildir. Burada kanunların ve spor yönetmeliklerinin çiğnendiğini, uygulanmadığını görmekteyiz. Ama yönetmelikler bir defa delindi mi arkası çorap söküğü gibi gelir ki, önünü almak zor, gelecek için çok kötü örnek olur. Ayrıca hatırlanacağı üzere, geçmiş yıllarda 02.Kasım.2018 tarihinde oynanan ve spora yakışmayan olayların cereyan ettiği Galatasaray–Fenerbahçe futbol karşılaşmasında yaşananlar oldukça üzücü ve bir o kadar da düşündürücü olmuştu. Karşılaşma sonrası Ulusal bir gazetede karşılaşmada yaşananlar çok kısa özetlenmişti. Derbi: 2-2 Fair Play: 0… Çok yerinde bir tespit ve ne yazık ki, yaşanan olaylardan dolayı, TFF Disiplin kuruluna sevk edilenler arasında o günkü GS Başkanı, 2. Başkanı, Teknik Direktörü, Teknik Direktör Yardımcısı ve iki takımdan profesyonel futbolcuların bir kısmı vardı. Bu durum sporumuzu yönetenlerin bile Fair – Play hususunda örnek olmaları gerekirken olmadıklarının, olamadıklarının açık göstergesidir. Ayrıca ve de üzücü olan başka bir husus da; bazı ciddi kurumların bile Fair - Play'i teşvik amacıyla yapılan ödül törenlerinde, jürilerin yanlış değerlendirmeleri nedeniyle, Uluslararası  yarışmalarda bir kaç kez altın madalya almış, şampiyon olmuş, Ülkemizi yurt dışında başarıyla temsil etmiş istiklal marşımızı dinletmiş, bayrağımızı göndere çektirmiş sporcular varken yakın dostluklar veya sponsorluklar nedeniyle hakkı olmayanlara ödül verilmesi de sporumuzdaki önemli yanlışlardan biridir.

   ** Spor yasası... Günümüzde profesyonel futbol kulüplerimizin neredeyse tamamı aşırı derecede borç içindeler. Borçların sebebi uzun vadeli ciddi yatırımlar, planlar, projeler yerine, günü kurtarma düşüncesiyle, başarılı olmak için, düşünmeden, iyice araştırmadan yapılan yanlış transferlerle, "sorumlu olmadıklarını bildikleri için" kulüplerini borçlandıran Kulüp Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleridir. Eğer uzun yıllar geçmesine rağmen bir türlü çıkarılmayan Spor Kulüpleri Yasası çıkarılsaydı ve yürürlüğe girseydi, sorumsuzca yapılan harcamalardan, zararlardan başkan ve yönetim kurulları sorumlu olacaklardı. Böylece kulüpler zor durumlara düşmeyecekti. Bu da başka bir yanlışımız.

    ** Eğitim...  Eğitimin insanlar üzerindeki etkisini hepimiz bilmekteyiz. Dolayısıyla eğitimin iyi olduğu yerde, her şeyden önce karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörü ve başarı vardır. TÜRFAD – Türkiye Futbol Adamları Derneği İzmir Şubesi olarak İzmir' deki spor okulları faaliyetlerini, bazı şirketler arası halı saha turnuvalarını ve de özellikle her yıl organize edilen minikler yaş grupları turnuvalarında bile "şiddet" yaşanmaktadır. Ve ne yazık ki sahalarda sadece futbolu düşünerek oynayan küçük çocuklara örnek olacakları yerde saha dışındaki veliler, anne babalar hatta zaman zaman çocukların başlarındaki eğitimciler bile taşkın hareketler yapmakta, hakemlere hakaretlerinden dolayı hakemler tarafından sahadan atılmaktadırlar. Veliler çocuklara antrenörlerden fazla karışmakta, çocuğunu oynatmayan eğitimcinin yakasına yapışacak kadar ileri gitmektedirler. Bu nedenle, Ülkemizdeki özel, resmi bütün spor okullarında çocuklara verilen eğitimin yanında Spor Federasyonlarının veya yetkilendireceği kurum veya kişiler tarafından velilere, anne-babalara da spor eğitimi verilmelidir.       

Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılacak anlaşmalarla, eğitim müfredatında spora ağırlık verilmeli, daha fazla zaman ayırılmalıdır. Fair Play – Centilmenlik eğitimi- öğretimi ilk okuldan başlamalı, Eğitim müfredatında ders olarak "sporda ve her alanda Fair - Play  - Centilmenlik" dersi okutulmalıdır.

** Yabancı sporcu... Yıllardır konuya devamlı değinmeme rağmen maalesef başarılı olamadım. Bu zihniyet devam ettiği süre de olamayacağım. Eğer bir futbol takımında 14 yabancı varsa, diğer spor branşlarında devşirme sporcular varsa o Ülkede sporda başarılı olmak hayal olur. Yabancı ve devşirme sporcular yüzünden doğal olarak kendi çocuklarımız kadrolarda yer alamamaktadırlar.  Gençlerimizde forma aşkı paradan önce gelir. Yabancılarda ise sadece para ön plandadır. Ne acıdır ki yabancı sporcu sayısının arttırılmasında en önemli role sahip bir futbol teknik direktörümüz, bugün geldiğimiz noktada yaptığı açıklama ile; bu durumun yanlış oluğunu itiraf ediyorsa bu sporumuzdaki en önemli yanlışlardan biridir.

   ** (TFF)  – TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU VE KULÜPLER BİRLİĞİ ... Bir yerde iki başlı yönetim olmaz. Her ne kadar Türkiye Futbol Federasyonu özerk görünüyorsa da maalesef tam anlamıyla özerk değildir. Zira Türkiye Futbol Federasyonu'nun aldığı bir karar Kulüpler Birliği'nin isteği doğrultusunda uygulanmadan değiştiriliyorsa burada özerklikten bahsedilemez. Ne yazık ki bu da yanlıştır.                                                                       

BAHRİ VRESKALA

{alanbaslik}
© Tüm hakları saklıdırWeb: Efasis Yazılım